“Nasılsın” diye sordu. Belki içtenlikle sorulmuş bir soruydu. Ama benim cevabım kesinlikle samimiyetten uzaktı. “-iyiyim”
İyi değilim ama bunu sana nasıl anlatabilirim ki? Sen ötekisin. Bir cansız varlık olsaydın sözgelimi bir kağıt o zaman üzerine istediğim şekilde kendimi karalayabilirdim. Ama bir insansın, bir kadın... Bir adamın bir kadına karşı kendini tamamen açması olanaksıza yakın. Yani iyi olmadığımı. Çoğunlukla kötü olduğumu, Fırlatılmış olduğum bu alemde oradan oraya sürüklendiğimi, bazen görünmez bir kamera tarafından filme çekildiğimi fakat başarısız bir oyunculuk sergilediğimi düşündüğümü sana nasıl açıklayabilirim? Burada, bu sınırsız gökkubbenin altında sadece kendimi oyalamak için bulunduğumu, kendi küçük varlığım ve Evren’in haşmeti karşısında sürekli şaşkınlık halinde olduğumu, öteki dünya ve tanrı hakkında yıllardır kesin bir cevaba aç olduğumu, felsefenin yetmediğini, bilakis işleri daha da karmakarışık hale getirdiğini nasıl söyleyebilirim ki sana? O zaman benim hakkındaki düşüncelerinin ne olduğu merakı tüm zihnimi meşgul eder. Bir deli mi? Bir dahi mi yoksa saçma sapan düşüncelere kapılan garip bir adam mı? Veyahut Tüm bunların dışında entelektüel zırvalıklarda bulunan biri mi? İşte bu nokta kendimi sana veya başka birine açmama engel oluyor. Bu yüzden sorulan her “nasılsın” sorusuna “iyiyim” diye kaçamak bir cevap veriyorum. “Kötüyüm” desem, iyi niyetle gelen bir soru daha soracaksın “neyin var?” bir cevap beklenecek benden. Benim cevabım bunlar işte. Anlatması uzun her seferinde nasıl yazar insan bu kadar şeyi. Ama bir gece vakti inanılmaz enerji dolar insan ve kendini anlatma girişiminde bulunur. Ama sadece girişim olarak kalır bu. Zira ne söylense ne yazılsa eksik kalır. Dil, dışarıya karşı öyle aciz ki... “İyiyim” demekle kaçıveriyor insan işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder