8 Aralık 2017 Cuma

Otogarda bir sabah

Diyarbakır otogarının cafeteryasında nimet olarak gördüğüm sıcak klimamın başında oturuyorum. Mescid hayal ettiğim sıcaklıkta olmayınca çıktım burada buldum kendimi. Hayatın zevk dolu anlarından en önemlisinin sıcacık bir yatak olduğunun ayırdına vardım. Burada tanımadığım bir şehirde tanımadığım insanların arasında ne işim var? Düzenli bir hayatın muhteşem sakinliğini, sıcaklığını öyle çok arzuladım ki. Şu an en çok burnum akarken, soğuktan kemiklerim kıvranırken eksikliğini hissettim bunun.  Kışa öfkelendim birden. Dışarda kalan insanları düşündüm. O çetin hayatları, sıcacık bir Yuvanın hasretini her gün çekenleri, talihsizleri, zavallıları. Ben de bir kaç saatliğine onların yerindeyim neticede. Bunun neticesinde empati yapabildim. Soğuğu iliklerimde hissedince kışın acımasızlığını gördüm. Soğukta dakikalar geçmek bilmez. Cehennemi bile arzularsınız Neredeyse. 


Bu kırmızı örtülü yuvarlak masa da bir enkaz gibi oturuyorum. Çay isteyecek halim bile yok. Uykusuzum. Gözlerim kan çanağına dönmüştür.  Kulaklarımın arkasına sıcak klima havası vuruyor. Saçlarım dalgalanmayacak kadar kısa. Bu huzur verici esintinin kollarına teslim ediyorum vücudumu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Artık yaşamlarının ileriki dönemlerinde geriye dönüp bakanları küçümsemek yerine, onları anlamaya başlıyordu. Kendisi de bunu yavaş yavaş ya...