Yazmak, hiç şüphesiz bir kendini ifade biçimi. Yazmanın insanın geçirdiği iç buhranlarına bir antidepresan etkisi yaptığı su götürmez bir gerçek. Bu bağlamda yazmak bir nevi kendini tedavi etme biçimidir. Kendini kötü hissettiğin, anlatıcak çok şeyin olduğu halde kimsenin dediklerine pek kulak asmadığı (ki bu da anlaşılır bir durum. İlgi alanlarının insanların umrunda olmadığı gerçeği.) zamanlarda yazmanın, savaş meydanında sıhhiye bulamadığı için yarasını kendi kendine tedavi eden onurlu bir askerin yaptığından herhangi bir farkı yoktur. Kendime ''yazar'' sıfatını addedip benliğimin en derinlerinde hala çırpınıp duran egomu okşayacak halim yok. Çünkü yayımlanmış tek bir kitabım bile yok. Ki yayımlansa dahi kendime ''yazar'' demem için geçerli bir argüman olmaz bu. Piyasada ''Çok satanlar'' reyonunda katledilmiş yüzlerce ağaçtan ortaya çıkanları çöp yığınlarını görünce insanın ''yazar'' olabilmesinin kitap yayımlamakla olmadığının ayırdına çoktan varmıştım. Ergenliğin o ilk aptallık dönemlerinde başlayıp 14. sayfaya gelince tıkandığım henüz yarım bile demeyeceğim bir taslağım mevcut. Tamamlamaya da pek niyetim yok gibi. Kendi hayatımdan bir kesitin çerçevesine oturttuğum saçmalık dolu bir taslak. Ama insan hayatının bir döneminde saçmalayabiliyor işte. Belki yıllar sonra şu yazdığıma bakınca gene aynı şeyi düşüneceğim. Gene de saklayacağım o çöpleri. Geçmişimden kaçmanın bir manası yok. Nostaljiyi seven biri olarak ileriki yıllarda okuyup okuyup gülümseyeeceğim bir kaç satır.. Hiç kimse okumadığı sürece sıkıntı yok. Kendim okuyup kendim gülerim.
Yazmak; yokuşlu bir tepeye çıkmak gibidir. Zordur, meşaketlidir. Bazıları beyhude bir çabayla çıkamayacağını anlayınca gerisin geriye vazgeçer. Bazılarının nefesi tıkanır. Pes eder.! Azimli olanlar, sümerlerin icad ettiği bu muhteşemliğin tadına bir kez erişenler ise en zorlu engebelerle bile zevkle uğraşır. Sonunda da tepeye çıkıp o sihrin tadına erişir.
Tepeye çıktığımda yazdıklarıma şöyle bir bakıyorum. Bu tuvale son fırçasını atıp bırakan bir ressamın bakışıyla eş değer bir bakış.Yazım hatalarını düzeltiyorum. Anlatım bozukluklarını gideriyorum. İmla kurallarına dikkat ediyorum. Ardından dışardan birinin gözüyle okuyorum yazdıklarımı. Farzet ki; ''Sen murat değilsin bir dergide karşına çıktı bu yazı okudun bitirdin ne düşünürsün?'' İnsanın kendi yazdığına tarafsız kalabilmesi kadar zor bir durum yok. Mümkün olabilecek en makul derecede buna dikkat ediyorum. Beğendiğim/beğenmediğim kısımlar oluyor. Bazen de acımasızca eleştirebiliyorum kendimi.
Geceleri chopin, wagner veya bach bazen de beethoven dinleyerek yazıyorum genellikle. Bunlar, tepeye ulaşabilmek için gerekli yardımcı araçlar. Bu müziklerde yaratıcılığın tohumlarının saklı olduğunu düşünüyorum. Eminim o evereste tırmanan, daktilosunu mermilerle doldurup amansız bir şekilde kitlelerin yüreğine sıkan muzaffer generallerde öyle yapıyorlardır zamanında. Ben de henüz bir onbaşıyken bu kadarını yapabiliyorum ancak. Bugün rahmetli umberto econun bir söyleşisine rastladım. şöyle diyor; ''general olabilmek için önce onbaşı, yüzbaşı, teğmen vs.vs. olmanız gerekiyor.'' Yazarlığı da buna benzetiyor. ve ekliyor;'' Her sene kitap çıkaranları anlayamıyorum. Bunların 6-7 yıl bir hikayenin peşinde koşmanın verdiği zevki tadamıyorlar.'' Ben yaptığım uzun yürüyüşler eşliğinde üstadın bahsettiği o yola koyuldum. Belki zamanı geldiğinde yolculuğu tamamlayıp bir eser bırakırım sonraki kuşaklara..
Eğer insan ''yaşamak'' istiyorsa, Bu dünyada bir vakitler ''yaşamış'' olmak istiyorsa. Muhakkak bir eser bırakmalıdır. Bu eser bir resim, bir beste, bir eser bırakmalıdır. Beethoven 'Ay ışığı sonatını'' bestelemeseydi. Salvador dali Belleğin azmi tablosunu ortaya koymasaydı. Bugün varolabilirler miydi.? o halde; silahım olan Bilgisayarım, mermim olan kelimelerim, düşünüp, idrak edip, muhakeme yeteneğim ve on tane parmağım var olduğu sürece neden yazmayayım...?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Artık yaşamlarının ileriki dönemlerinde geriye dönüp bakanları küçümsemek yerine, onları anlamaya başlıyordu. Kendisi de bunu yavaş yavaş ya...
-
' E ğer zengin olmak için gerekli imkanlar yoksa kumar oynamanın neresi kötü?'' ...
-
Yaratılan veya okunan güzel bir metin ve beraberinde getirdiği zihinsel orgazm. Derin bir uyku, güzel bir yemek, bir ağaç gölgesi İşte yaşam...
-
Novada parkın ön bölümündeki yeşillikte oturuyorum. Yalnızlık çekiyorum desek daha doğru olur. Benim dışımda herkesin yanında birileri var....
Yaz. Yaz. Yaz. Enfes.
YanıtlaSil