12 Aralık 2018 Çarşamba
Günlükler
28 Kasım 2018
İkindi:
İşte buradayım.! Bu yeraltı kahvehanesinde, Soğuk bir günde sıcak Kömür sobasının başında nane limon içerek bunları yazıyorum. Varlığım bundan ibaret. Tüm günlerim öylesine birbirine benziyor ki: Hiçbirini birbirinden ayırt edemiyorum. Günden güne güçsüzleşiyor zayıflıyorum. Fiziksel bir zayıflık olmasından ziyade ruhsal bir zayıflık bu. Varolmam için hiçbir sebep koyamıyorum şu masaya. Hani insanın bir yaşama tutunma aracı olur. Onunla birlikte Dünyadaki varlığına katlanır. Bazıları Tanrı'ya sığınır. Kimisi bir ideoloji uğruna başının gövdesinden ayrılmasına büsbütün hazırdır. Kimi Asalaklar ise, takım sportif faaliyetler içerisinde bulunan takımlar üzerinden kimlik inşaa ederler kendilerine. Benim ise sığınabileceğim bir tanrım, bir ideolojim veya damarlarımın akışını hızlandıracak coşkunluk yok. Milyarlarca galaksinin olduğu sonsuz evrenin içinde küçüçük bir noktada bulunan yeryüzünde bir kahvehanede vakit öldürüyorum. Bu sonsuzluk, bu boşluk ruhumda kaygı uyandırarak ürpertilere yol açıyor... Zamanı dakikalara/ saatlere bölemiyorum. ''Bir boşluk var ve biz içindeyiz. Zaman geçmiyor. Sadece hücrelerimiz ölüyor. Yaşlanıyor ölüyor veya caninin teki tarafından yaşamımıza nokta konuluyor.''
Daha küçük meselelere gelelim; Yaşamıma. Ne kadar faydasız görsemde kendimi. Hala hayatta olmam bir mucize. Sokakları arşınlarken bile bir sanatçı gibi yürüyorum farkında olmadan. Ama gelgelelim ki; ileriye dönük çekingelerim aklıma geldikçe dehşete düşüyorum. Yüreğimin merkezinden çıkan bir kasırga tüm vucuduma yayılıyor. Gözlerimde bu korkunçluğun ifade biçimi! hiçbir şart ve durum içerisinde yalan söylemiyor gözlerim. Bazen de ümit yaşar'ın dediği üzere: ''Göz olmaktan uzak kederli sonbahar akşamları gibi'' bakıyor dünyaya. Keder, yaşamım boyunca göğsüme arkadaşlık etti. Nereye gidersem gideyim: mükemmel bir gizlilik içerisinde Kederimi,ezilmişliğimi ve yalnızlığımı yanımda götürdüm. Gövdemin üzerinde taşıdığım bu ağır yuvarlak başım; her türlü azabın senaristi oldu. Ve kalbimde bu trajedi her gün durmadan tekrar tekrar sahnelendi...
Tuhaf bir biçimde yalnız başıma oturmuş etrafı gözlemlemekten başka hiçbir şey gelmiyor içimden. İnsanlar, okey, 51, pişti gibi oyunlar oynuyor. (bu oyunlardan en az birinin beni avutarak düşüncelerimden sıyırmasını ne çok isterdim) taş sesleri, insan sesleri, kaşıkların bardaklara vurulduğu mistik sesler birbirine karışıyor. Sokağa çarşıya çıksam, ayrı bir gümbürtü. Böylesine çok sesli bir dünyada insan nasıl huzur bulabilir? Ya da huzur dediğimiz şeyin karşılığı sadece sessizlik mi? Ben! Ben! Murat Kılıçalp. Tüm bu oyunların, seslerin, zamanın ve büsbütün dünyanın dışında ne yapıyorum böyle? Aylaklık etmekten başka ne işe yarıyorum.? Doğru dürüst tek bir eylemim bile yok. Hiçbir gün kendimi bugün ki kadar değersiz hissetmemiştim. Tek eylemim; yazmak.. yazmak... yazmak...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Artık yaşamlarının ileriki dönemlerinde geriye dönüp bakanları küçümsemek yerine, onları anlamaya başlıyordu. Kendisi de bunu yavaş yavaş ya...
-
' E ğer zengin olmak için gerekli imkanlar yoksa kumar oynamanın neresi kötü?'' ...
-
Yaratılan veya okunan güzel bir metin ve beraberinde getirdiği zihinsel orgazm. Derin bir uyku, güzel bir yemek, bir ağaç gölgesi İşte yaşam...
-
Novada parkın ön bölümündeki yeşillikte oturuyorum. Yalnızlık çekiyorum desek daha doğru olur. Benim dışımda herkesin yanında birileri var....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder