24.02.2020
Bugün izinliyim. Dışarıya attım kendimi. Önce uzun bir yürüyüş topçu meydanına doğru. Oradan Meydan hastahanesinin arka tarafındaki sokağa... Tanımadığım biriyle rastlaşma ümidiyle köşe başlarını döndüm. Yeni bir yer gibi yeni bir insan da birazcık olsun ufkumu açar belki diye düşündüm. Sonra gökyüzüne çevirdim başımı. Gri, puslu bir hava kaplamıştı her yeri. Hay bendeki şu şansa! insan izin gününde bile böyle bir havaya denk gelir mi? Kendim gibi bir hava. "İçerisi de dışarısı da aynı" dedim kendi kendime. Dışarılara kaçarız. Sokak aralarına, caddelere, parklara, sinemalara... nereye gidersek gidelim içimizi de yanımızda götürürüz. İçimizdeki karanlıkla göbek bağından bağlıyız. Her seferinde içerimize yakalanırız.
Bedenlerimiz ruhumuzun başındaki gardiyan. Hiçbir yere kaçış yok.
Hem kafa dinlemek hem de nostalji olsun diye aylaklık günlerimden kalma alışkanlığımdan biri olan kütüphaneye geldim. Bilgisayarın başına oturup youtube'a schubert yazdım. biraz dinledim ve schubert'in serenade'sinden gnossienne'e atladım. çakılı kaldım buraya. sanki şu koltukta yüzyıllar boyu bu notaların büyüsüne kapılacağım. Sanki yaklaşık elli dakika sonra burası kapanmayacak ve çıkarmayacaklar beni dışarı. tüm gün boyunca yürüdüm. düşünceler beynimde yankılandı. bazısı dudaklarımdan fısıltılar halinde döküldü. deli zannedilmekten öylesine korktum ki, sustum. İçimden lirik şarkılar söylemeye devam ettim. ama neticede hiçbirini not almadığım için uçup gittiler. Bir daha ne zaman dönerler kim bilir? ama bu sefer öyle olmayacak Erik Satie buna asla izin vermeyen notalar yazmış. duygularımı buraya aktaracağım harf harf/ kelime kelime... yan tarafımda ders çalışan insanların 'ne yazıyor bu adam?' bakışlarından birazcık çekinsem de yazacağım. dışarıdaki manasız kalabalık, motor gürültüleri, korna sesleri, egzoz dumanları... hiçbiri bu eşsiz müziği ve yumuşak kelimeleri bölemeyecek.
Güzel yemeklerin karnımı doyurup, damağımda tat bıraktığı gibi güzel bir sanat eseri de ruhumu doyurup tüm lezzetini sunuyor bana. Bazen bu eserlerin olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Orada insanların kafasını duvara vura vura dehşet içinde kaldıkları imgesi gözümün önünde beliriyor. iyi ki müzik var. iyi ki sanat var. İnsan başka türlü dışarıya nasıl katlanabilir ki?
https://youtu.be/IUAF3abGY2M
Hem kafa dinlemek hem de nostalji olsun diye aylaklık günlerimden kalma alışkanlığımdan biri olan kütüphaneye geldim. Bilgisayarın başına oturup youtube'a schubert yazdım. biraz dinledim ve schubert'in serenade'sinden gnossienne'e atladım. çakılı kaldım buraya. sanki şu koltukta yüzyıllar boyu bu notaların büyüsüne kapılacağım. Sanki yaklaşık elli dakika sonra burası kapanmayacak ve çıkarmayacaklar beni dışarı. tüm gün boyunca yürüdüm. düşünceler beynimde yankılandı. bazısı dudaklarımdan fısıltılar halinde döküldü. deli zannedilmekten öylesine korktum ki, sustum. İçimden lirik şarkılar söylemeye devam ettim. ama neticede hiçbirini not almadığım için uçup gittiler. Bir daha ne zaman dönerler kim bilir? ama bu sefer öyle olmayacak Erik Satie buna asla izin vermeyen notalar yazmış. duygularımı buraya aktaracağım harf harf/ kelime kelime... yan tarafımda ders çalışan insanların 'ne yazıyor bu adam?' bakışlarından birazcık çekinsem de yazacağım. dışarıdaki manasız kalabalık, motor gürültüleri, korna sesleri, egzoz dumanları... hiçbiri bu eşsiz müziği ve yumuşak kelimeleri bölemeyecek.
Güzel yemeklerin karnımı doyurup, damağımda tat bıraktığı gibi güzel bir sanat eseri de ruhumu doyurup tüm lezzetini sunuyor bana. Bazen bu eserlerin olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Orada insanların kafasını duvara vura vura dehşet içinde kaldıkları imgesi gözümün önünde beliriyor. iyi ki müzik var. iyi ki sanat var. İnsan başka türlü dışarıya nasıl katlanabilir ki?
https://youtu.be/IUAF3abGY2M
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder